Gülağ ÖZ Gülağ ÖZ

gulagoz@gmail.com | Yazara E-Posta Gönder!

10 Aralık 2011 | Okunma : 1883

Sarı Saltuk

SARI SALTUK

Sarı Saltuk adıyla Anadolu ve Rumeli topraklarında ün yapan bir Horasan Ereni’ni Nezihe Araz şu sözlerle anlatmaktadır. “On üçüncü yüzyılın ikinci yarısında Türk-İslam tarihi sayfalarına bir veli adı, al­tın harflerle yazıldı. Veliliği yalnız Müslümanlarca değil, Hıristiyan­larca da kabul edilmiş olan bu büyük insan, dini haysiyetiyle kahra­manlığı bağrında birleştirmiş, Türk hakimiyetinin ulaştığı her yerde adına türbeler, makamlar, tekkeler yapılmıştır. Bu kahramanlar evli­yası, Yahya Kemal’in,

 

Geldik bir zaman Sarı Saltuk’la Asya’dan

Bir bir diyarı Rum ‘a dağıldık Sakarya ‘dan”[1]

 

diye anlattığı insandı.

Sarı Saltuk menkıbelerde en çok anlatılan pirlerden birisidir. Men­kıbeler öylesine çok söylenmiş, yazıya geçirilmiştir ki, onun tarihsel kimliğini geri plana atmaya yetmiştir.

Bu büyük Türkmen babasının tarihi kişiliğini yine bir araştırmacı­mızın görüşlerinden sürdürelim. “Türk şeyhleri her olanakta kimi yer­lere giderek onları Türk kültürünce aydınlatmaya çalıştılar. Azerbay­can ‘dan Erdebil şeyhi Safiyüddin müritleriyle Kıpçak iline ve Kırım ‘a gitti. Anadolu’dan Sarı Saltuk 1263 ‘de 120(K) evlik Türkmen toplulu­ğuyla Kırım ve Dobruca’ya yerleşti. Sarı Saltuk, Akşehirli’dir. Azer­baycan ve Dobruca yoluyla (Belki de bu yolu izleyen Alaaddin Keykubat yanında) Hanbalık ve Karakurum ‘a  gitmiş, sonra dönüp gelerek Dobruca ‘da halkı aydınlatmaya çalışmıştır.”[2]

Ahmet Yesevi ‘nin torunlarından olduğunu belirten büyük Türk seyyahı Evliya Çelebi yazdığı seyahatnamelerin bazı ciltlerinde Sarı Saltuk’dan söz ediyor. Evliya Çelebi, Sarı Saltuk’u Anadolu’ya atası Yesevi ‘nin gönderdiğini belirterek, “Ahmet Yesevi, Sarı Saltuk laka­bıyla tanınan Muhammed Buhari’yi tahta kılıcını kuşatarak 700 kişiy­le Hacı Bektaş‘a yardıma gönderiyor. Sarı Saltuk ‘a şu öğüdü veriyor. Saltuk Muhammed’in, Bektaş’ım seni Rum ‘a göndersin Leh diyarında delalet ayin olan Sarı Saltuk suretine girip, ol melunu bir tahta kılıçla katleyle, Makedonya Dobruca ‘da Yedi Krallık yerde nam ve şan sahi­bi ol.”[3]

Evliya Çelebi’nin menkıbeyi anlatımı her ne kadar tam gerçeği yansıtmasa da Sarı Saltuk, Hacı Bektaş ve Yesevi bağlantısını, fıkirsel ilişkisini vermesi bakımından önemlidir. Yoksa 1166 tarihinde öldüğü bilinen Ahmet Yesevi ile 1200’lü yıllarda yaşamış Sarı Saltuk ve Hacı Bektaş’ın birbirlerini tanıması, görmesi, gerçeği yansıtmıyor. Menkı­belerde her zaman olduğu gibi tarihsel çelişkiler iç içe bulunmaktadır. Gözlerden kaçmayacak bir gerçek Sarı Saltuk’un bir Horasan Ereni olarak Anadolu’ya 13. yüzyılın ortalarında geldiği, Anadolu’da diğer arkadaşları gibi Türk ve Alevi kültürünün yayılmasını, yeşermesini, hoşgörüsünün benimsetilmesini, barış ve kardeşlik ortamında tüm in­sanların mutlu olması yönünde çalışmasıdır.

“Sarı Saltuk, Anadolu’nun ve bilhassa Rumeli’nin İslamlaştırılmasında önemli görevler almış kolonizatör bir Türk dervişidir. Aynı gö­revleri üstlenmiş bir çok Türk dervişleri gibi Sarı Saltuk da birçok za­viyeye sahiptir;”[4]

Sarı Saltuk’dan övgüyle söz eden birçok kaynak vardır. Kaynaklardaki bilgiler genellikle çelişkilidir. Tarihi kaynak diye gösterilen bazı bilgiler Hacı Bektaşı Veli Velayetnamesi’ne dayanılarak verilen menkıbelerdir. Kaynakların dışında Alevi Bektaşi şairlerinin nefeslerinde bolca övgü­ler vardır. 1475 tarihlerinde yazıldığı sanılan Hızırname adlı eserinde Alevi şairi Muhyittin’in şiirinin bir yerinde Sarı Saltuk’dan şöyle söz edilmektedir.

 

“Geldi erenler cem ile gösterdiler uçtan uca

Taptuk Sarı Saltuk bile gösterip hep uçtan uca”

 

Sarı Saltuk’dan Hacı Bektaş Velayetnamesi’ne anlatılanların bir başka biçimiyle de Otman Baba Velayetnamesi’nde Sarı Saltuk’dan bahsedilmektedir.

Sarı Saltuk’un Anadolu’da bulunduğu dönem kargaşanın en yükse­ğe çıktığı, Selçukluların yıkılma sürecidir. Anadolu Selçuklu Devleti her ne kadar yıkılma sürecine girmiş olsa da, Anadolu’da yine çeşitli devletçikler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar uç beylerinin kendi adına kurdukları beyliklerdir. San Saltuk’un da diğer Alevi pirleri gibi Osmanlı Beyliği’ne destek verdiği bilinmektedir.

Selçuklu yönetiminin dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemde yeniden Türk kültür ve dili adına bu dervişler devreye girmişlerdir. Beylikler arasında dolaşarak Anadolu’daki Türk birliğinin, dirlik ve düzenin ye­niden kurulması, bu kez Arap-Fars etkisinde kaImadan kendi kültürle­rini toplumlarına vermenin yollarını araştırmışlardır. Beylikler arasın­da dolaşan bu dervişlere Abdalan-ı Rum denmektedir. Rum abdalları, ya da Anadolu Abdallan (Erenleri) adıyla ün yapmışlardır. San Saltuk bu ekibin önderlerinden birisidir. Bu gruplardan çıkan, batılılar tarafın­dan heterotox diye adlandırılan bu Rafizi gruplarının mensupları Ka­lenderi, Haydari, Yesevi tarikatlarının taraftarları olarak Anadolu’yu mekan tutmuşlardır.

Türk kültürünün en doruk noktası olarak bilinen Beylikler dönemi hiç kuşkusuz ki, bu Anadolu Abdalları aracılığıyladır. Anadolu’da ku­rulan tekke ve zaviyeler öylesine çoğalmıştır ki, bu tekkelerde yetişen pirler ve Horasan öncüleri Anadolu’nun dışına taşınmaya başlamışlar­dır. Balkanlara ve daha batıya doğru yönelerek oralarda tekke ve zavi­yelerini kurarak Türk-Rafızi-Kızılbaş bilincinin hem oluşumuna katkı sağlamışlar, hem de buralarda bu fikirlerin öncülüğü ve örgütçüsü ol­muşlardır.

Sarı Saltuk da Türkmen-Kızılbaş kültürünü Anadolu dışına taşıyan pirlerin en büyüklerindendir. Köprülü, içlerinde Sarı Saltuk’un da bu­lunduğu bu erenler zümresinin faaliyetleri konusunda şunları söylüyor. “Sınırlarda yine alp-erenler, yani cihatla uğraşan dervişler yetişiyor­du. 0 kadar ki, siyasi merkeziyetin bozulması, Anadolu’nun derin bir anarşi içinde kalması ve bu karışıklıklar arasında tasavvuf perdesi al­tında bir takım batini ayaklanmalarının meydana çıkması bile onu en­gelleyemiyordu. “[5]

Sarı Saltuk ismi ölümünden yıllar sonra bile Osmanlı topraklarında anılır olmuş. Unutulamamış, Osmanlı sultanları gittikleri her seferde onun ismiyle karşılaşır olmuşlar. İnsanların bedenleri yerine gönülleri­ni kazanan.Sarı Saltuk, bu gönül kazanımlarının bu kadar büyüyeceği­ni, Avrupa topraklarında bu derece tutacağını belki de hesaba katma­mıştı bile.

Nasıl anmasın Osmanlı padişahları onun adını. Adına söylenen menkıbeler öylesine ülkeyi sarmış ki, padişahların rüyalarına bile girer olmuş Sarı Saltuk. Bir menkıbede, İstanbul’un kuşatıldığı ama henüz alınamadığı dönemde Fatih devamlı düşünür, Istanbul’u alabilmenin formüllerini kafasında kurarmış. Bir gün bir rüya görür, kızıl saçlı, iri yarı, elinde bastonlu birisi karşısındadır. Karşısındaki kızıl saçlı, ona “Ben Sarı Saltuk’um” der. Ardından İstanbul’un anahtarlarını Sultan Mehmet’e teslim eder. Anahtarlardan birisinin Edirne’de kalacağını da söylemeyi unutmaz.

İstanbul’un kuşatılması sırasında Edirne’de bulunan Cem Sultan’ın kulağına da hep Sarı Saltuk fısıldanır. Genç Şehzade’nin içini kemiren bu zat kimdir? Araştırılması ve adına da bir kitap yazılmasını Ebul Hayri Rumi adlı birisini görevlendirir. Ebul Hayri Rumi, topladığı bil­gileri birleştirerek Saltukname adıyla bir eser ortaya koyar.

Diğer evliyalar gibi Sarı Saltuk’un da tarihi bilgilerden yoksun ol­duğu görülmektedir. Fakat Sarı Saltuk’un menkıbesi onun tarihi kişi­liğini ortaya çıkarmaya yarayacak birçok ipucu da vermektedir.

Ahmet Yesevi’den yüzyıl kadar sonra yaşadığı sanılan Sarı Salttık, Hacı Bektaş ve Mevlana ile hem çağdaş hem de yaşıtdaş olduğu ger­çektir. Bu büyük evliyanın ölümüyle ilgili birçok bilgiler verilmektedir ki bu bilgiler diğer pirler için de aynı şekilde vardır. Ancak ortada ke­sin bir tarih söylenememektedir. Birkaç yı1 ileri ya da geri olabilir, bu­nun fazlaca bir önemi olmasa gerek. “Sarı Saltuk’un Kuzey Anado­lu ‘dan Üsküdar yolu ile bir Türkmen kafilesisinin reisi olarak Dobru­ca ‘ya 1263-1264 tarihinde göçünün vuku bulduğu, günümüz tarih araştırıcılarının artık itifaken kabul ettikleri bir husustur.”[6]

Saltuk’un ölüm tarihiyle ilgili A. Baki Gölpınarlı, Berzali’den al­dığı bilgi ışığında 1291 olarak, Zeki Veli Togan ise Yusuf al Nabha­ni’den yararlanarak Saltuk’un ölüm tarihini 1256-1257 olarak saptıyor. Machiel Kiel ise Sarı Saltuk’un ölüm tarihini 1300 olarak vermektedir.

Saltukname’de yer alan menkıbeye göre ise Sarı Saltuk’un 99 yıl yaşadığını abartılı bir dille anlatırken bunun da diğer menkıbeler gibi tarihsel gerçeğe dayandırılması güç olmaktadır.

Şeyhlere, pirlere özellikle Rum Abdalları adıyla anılan Batıni tasav­vufçulara çok önem veren Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan 11. Ba­yazıt Kızılbaş Türkmenleri, kazanma yoluna gitmiş,bunu eylemleriy­le de kanıtlamasını bilmiştir. Yine bir harabe halinde bulunan Sarı Sal­tuk’un tekkesini ve türbesini en güzel ve çağın gerekleri neyi istiyorsa. o şekilde Dobruca’da yaptırmıştır. Bunu yaptırırken de Seyit Battal Gazi’nin tekke ve türbesinin bir benzerini Dobruca’da bulunan Baba Dağı’na yaptırmıştır.

San Saltuk’un Horasan pirlerinin en büyüklerinden olduğu Rafizi ve Batini düşünceler taşıdığını, Anadolu ve Rumeli Aleviliğinin oluşu­munda onun harcının büyük olduğunu kanıtlayacak birçok belge var­dır. Onun katı bir Arap-Emevi Müslümanı gibi gösterme umarları bo­şadır. 0,  diğer Anadolu pirlerinin olduğu kadar Müslüman’dır. Batinidir, Kızıllaştır, Rafizidir, Hetorotox’dur.

Fuat Köprülü’ye göre Sarı Saltuk’un mahiyetindeki Türkler Çepnilerdir. Hacı Bektaş Velayetnamesi’ne göre Çepniler ve Sarı Saltuk, Ha­cı Bektaş’ın ilk müritleridir. Hatta bu iki şahıs arasındaki münasebeti Claude Cahen daha da ileri götürerek “Sarı Saltuk, Hacı Bektaş’ın ak­rabasıdır.”[7]demektedir.

Müneccimbaşı Taıihi’nden aktarma yapan Kemal Yüce, şun­ları yazıyor “Sarı Saltuk, Hacı Bektaş Veli, Mahmut Hayrani, Tapduk Emre, Mevlana Celalettin Rumi gibi şahıslarla dostane münasebette bulunmuşlardır.”[8]Tarihçi Babinger ise şunları söylemektedir: “Sarı Saltuk Şii batni hareketlere katılmışlar.”[9]   ünlü gezgin İbni Batuta ise şunları yazarak Sarı Saltuk’un ne derece Rafizi-Kızılbaş olduğunu ka­nıtlamaktadır. “13. yüzyılda Hacı Bektaşı Veli’nin ilk müritleri olan Çepniler’in Şii olduklarını, tavşan eti yemediklerini, idarecilerin bun­lardan hoşlanmadıklarını anlatırken” Barak Baba, Sarı Saltuk müridi olarak bilinmektedir.”[10]  Zeki Veli Togan da şunları söylemektedir:

“Barak Baba Şii idi. Hz. Ali’nin kudsiyetini Olcaytu’ya hulul ettiğine inanırdı.”[11]

Sarı Saltuk’la ilgili bütün söylenenler, yazılanlar, tarihsel ve men­kıbeyi kaynaklar Sarı Saltuk’un önemli bir Anadolu Ereni olduğu­nu, kendisinin bilgilerle donanmış, iyi bir öğretmen, örgütleyici, ikna­cı olduğunu kanıtlamaktadır.

16. yüzyılda Alevilerin katledilmesine fetva veren Şeyhülislam İbn Kemal, Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan seferi dönüşü Dobru­ca’da Sarı Saltuk’un türbesini ziyaret ettiğini yazarken, sanıyorum Anadolu’da Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu gerçekleştiren, Anado­lu’ya güzellikler getiren, sevgi ve barış tohumlan eken bu pirlerin ev­latları olan Kızılbaşlardan ayrı gösterme çabaları olsa gerek. Hatta, Saltukname’yi yazan Ebul Hayri, bu güzel yapıtını hazırlarken bile yan tutmadan kendisini kurtaramamıştır. Sarı Saltuk’u Rafizi-Kızılbaş düş­manı göstermeyi bilinçli olarak yapmıştır. Saltukname’nin yazıldığı 16. yüzyılda Şah İsmail’in Safavi Devleti’ni oluşturmaya başladığı, Türkmenlerin bir bir İran’a göçmeye yöneldikleri, Anadolu’da bir Ale­vi propoğandasının yayılmaya başladığı döneme rastlamaktadır. Bu te­sirlerin altında kalan Saltukname yazarı, Sarı Saltuk’u bile kendi ken­disini inkar eder bir durumda anlatmaktadır. “Saltukname ‘de bu Alevi faaliyetlerine karşı koyu bir Sünni propagandası yapılmaktadır. Hane­fi, Maliki, Şafii, Hanbeli mezhepleri hak mezhebi olarak kabul edilmiş, bunun dışındaki mezhepler için Sarı Saltuk bizzat Hz. Muhammed’in mezarına giderek ondan diğer mezheplerin batıl olduğuna dair fetva almıştır.”[12]

Yine bunun aksine, bu görüşle çelişen ifadeler bulunmaktadır. Ör­neğin Saltukname’de Sarı Saltuk’un Hz. Ali ve Hz. Hüseyin soyundan geldiği, Seyit olduğu anlatılırken, bir başka bölümünde yine bu yargı­ya destekleyen görüşler vardır. Sarı Saltuk’un Battal Gazi neslinden ol­duğu kendi ağzından anlatılarak şöyle sürdürülür. “Seyit Battal Gazi neslinden İbni Hüseyin, İbni Ali, İbni Muhammed” Şöyle söylüyor:

“Bilmezler mi kim bizim neslimizden Seyyit Battal Gazi anlara ne iş­ler itmüşdür. “[13]

Bugüne kadar kapsamlı bir çalışma olarak karşımıza çıkan Saltuk­name’de Tarihi, Dini, Efsanevi unsurlar adını taşıyan eser Kemal Yü­ce tarafından yapılmış, gerçekten bütün kaynaklar taranmış, bu konu­da kimden San Saltukla ilgili bir söz bulunduysa kitaba konulmuştur. Bu kaynaklar ışığında Saltukname’yi didik didik eden Kemal Yüce, Sarı Saltuk’u bir Sünni gibi gösterilmesi karşısında rahatsızlığını orta­ya koyarak, bilim adamlığı dürüstlüğünü de sergilemektedir. “Saltuk­name ‘de Sarı Saltuk şeriat hükümlerine tamamen uyan Sünni bir Müslüman olarak gösterilmektedir.”[14]

Saltukname ve diğer menkıbelerde Sarı Saltuk’a yüklenen en bü­yük kişilik kerametleriyle birlikte kahramanlığı ve fetihleridir. Onu bü­yük bir destan kahramanı gibi gösterme umarları çok fazladır. Çünkü o ne de olsa Battal Gazi gibi bir destan kahramanının neslindendir, denmektedir. Sarı Saltuk’tın çeşitli savaşlara katılarak kahramanlıklar gösterdiği menkıbelerinde Anadolu insanının sevdiklerine vermek iste­dikleri payeden başka bir şey değildir. Sarı Saltuk savaşlara da katılmış olabilir. Hatta Osmanlı ve Selçuklu sultanlarına danışmanlık ve yol ­göstericilik görevi de üstlenmiş olabilir. Bunlar gerçekle çelişmemek­tedir.

Bizim görüşümüz bütün bunlarla birlikte Anadolu Üniversite (tek­ke) zincirinin önemli bir halkasıdır. 0 da diğer Horasan Erenleri gibi insanlarının, toplumunun, Türkmenlerle birlikte diğer milliyetten in­sanların eğitilmesi, barışa, kardeşliğe, insanlığa faydalı nesillerin yetiş­mesinin sağlanmasıdır. Sarı Saltuk da Arap-Acem kültürünün karşısın­da Türk kültürü ile yürümektedir. Anadolu’da yaşayan bu insanlara, bu topluluklara kendi ana dili yerine başka dilden seslenilmesinin yanlış­lığının bilincindedir.

Sarı Saltuk’un tekkesi ve türbesinin Dobruca, Babadağı’nda olma­sına karşın. Anadolu ve Balkanlar’da adına yapılmış birçok makamı vardır. Bunların bulunduğu bölge ve yerler şöyledir:

 

Anadolu’da:

Tunceli - Hozat, Akören Köyü

Diyarbakır - Kent Merkezi

Bor - Merkez

İznik - Merkez

İstanbul - Rumeli Feneri İçinde

 

Balkanlar’da:

Babaeski (Bulgaristan İşpulyla yok edildi)

Mostar - Yugoslavya

Ohri - Makedonya

Dobruca - Babadağ

Pes - Yugoslavya

Bivania - Isveç

Pezevina - Bohemya

Moskova [15]

HACI BEKTAŞ VILAYETNAMESİ’NDE SARU SALTUK

Saru Saltuk

Hacı Bektaş, bir gün Arafat Dağı’ndaki Çilehane’den çıkıp şimdi“Zemzem Pınarı” denen pınarın yanına geldi. Gördü ki bir çoban bir bölük koyunu, pınar yanındaki alana yaymış, gütmede. Hünkar, çoba­nın yanına gitti, arkasını sıvadı, adın nedir çoban dedi. Çoban, adım Saru Saltuk’tur, ne emredersiniz, elimden geldiği kadar hizmette ola­yım deyince Hünkar, haydi dedi, seni Rum ülkesine saldık.

Sam Saltuk’un gözünden, bir an içinde perdeler kalktı, erlik, eren­1ik mertebesine erdi. Erenler şahı dedi, koyunları ne yapayım? Hünkar, sahipleri gelinceye dek onlar, burdan ayrılmazlar, sen hemen nefes hakla, iki bir deme, biz sana kılavuzuz, seninleyiz, sıkıntıda yoldaşız. Aynı zamanda Hünkar, Saru Saltuk’a bir yayla yedi ok verdi ve bir kı­lıç kuşattı, bir seccade sundu, Ulu Abdal, Kiçi Abdal adlı iki dervişi de yoldaş etti.

Sarı Saltuk’un, Harmankaya üstünde oturduğu yer bir ev içi kadar bir yerdir. Orada bugüne dek çimen bitmededir, böylece durur derler. Sara Saltuk oradan deniz kıyısına geldi,. seccadeyi denize saldı, geçti, oturdu. Sağına Ulu Abdal’ı, soluna Kiçi Abdal’ı aldı. Seccadeye, ey erenler seccadesi dedi, yürü, erenler nereye götürürse o yana doğru git. Deniz sakin olunca seccadenin gittiği yerin izi, hala bellidir.

Seccade, doğruca Gürcistan’a yürüdü. Ulu Abdal’la Kiçi Abdal, Sara Saltuk’a, sağa doğru gitseydi dediler. Sam Saltuk, tınmayın dedi, seccadeyi erenler yürütüyor. Seccade, Gürcistan yakasına yaklaştı. Gürcistan’ın Görliş adlı bir Padişahı vardı. 0 gün, deniz kıyısına, av­lanmaya çıkmıştı. Bir de baktı ki, denizden bir karaltı gelmede. Yanın­dakilerin kimisi, ağaç kökü dedi, dalgalanıp geliyor. Biraz yaklaşınca gördüler ki üç kişi, bir seccadeye oturmuş, gelmede. Gürcü beyi, bu ge­lenler dedi, boş adamlar değil. Derken seccade kıyıya geldi, Sara Sal­tak, Ulu Abdal ve Kiçi Abdal, çıktılar, Saltuk, seccadeyi ucundan tu­tup silkti, omuzuna attı.

Gürcü Beyi ve yanındakiler, bunu görünce atlarından indiler, Sam Saltuk’un ellerini öptüler, ayaklarına düştüler, Ulu Abdal’la, Kiçi Ab­dal’la görüştüler, bunların, gerçek erenlerden olduğunu, Ulu Tanrı’nın sevgili kullarından bulunduğunu anladılar. Görliş, Sam Saltuk’u kendi makamına davet etti. Atlarına binmelerini söyledi, kabul etmediler. Bunun üzerine bey ve adamları da atlanna binmediler, yaya yürüdüler. Sara Saltuk, bunları imana çağırdı, Müslüman oldular. Sara Saltuk, ke­çe getirtti. Hüseyini tac dikti, bunlara giydirdi, tekbir etti. Sonra veda edip gene seccadeyi denize serdi, eskisi gibi oturdular. Saltuk, erenler seccadesi dedi, erenler bizi nereye saldılarsa o tarafa yürü. Seccade, Rum ülkesine doğru yürümeye başladı.

Gürcü Padişah’ı, hayatta oldukça kendisi de, kavmi de Müslüman kalmışlardı. Hepsi de Husçyni tac giyerdi. Padişah ölünce oğlu ve kav­mi, gene eski dinlerine döndüler, fakat başlarındaki Hüseyni tacı çıkar­madılar. 0 civar halkının, Hüseyniye benzer tacı giymeleri o yüzden­dir. Biz gene sözümüze gelelim:

Seccade, Rüm ülkesine doğru yol aldı, Kalıgra adlı bir kalenin ya­nına geldi, durdu. Sara Saltuk, Ulu Abdal ve Kiçi Abdal’a indi, secca­deyi silkip omuzuna aldı, Ulu Abdal’a Kiçi Abdal’a, siz kapıya dola-nın, ben burdan çıkayım dedi. Onlar, bunda bir hikmet var deyip do­landılar, kendisi, doğruca kalenin bedenine tırmandı. 0, kayaya tır­mandıkça kaya, ellerine karşı gelir, tutunurdu. Mübarek ayakları da ta­şa gömüldü. Şimdi bile h~l~ o kalede ellerinin, ayaklarının izleri görü­nüp durur.

Kale, Lazoğlanlarından bir kafir beyinindi. Ansızın o kalede, yedi başlı bir ejderha belirmişti. Onun korkusundan beyle halk, kaleyi bıra­kıp uzak bir kaleye gitmişlerdi. Sara Saltuk, doğruca o ejderhanın üs­tüne vardı, bir nara attı. Ejderha nefes aldı, kuyruğuna kımıldattı, bir kükredi. Sara Saltuk, eline ok, yay aldı, yedi başına birer ok attı. Ejder­ha can acısından Sara Saltuk’a, belinden sarıldı, sıktı. Sara Saltuk, yanındaki kılıcı unutmuştu. Hızır’ı çağırdı. 0 sıralarda Hünkar, “Kızılca Halvet”te oturmuş, Hızır peygamberle sohbet ediyordu. Hacı Bektaş, Sara Saltuk, çağırınca, Hızır’ım dedi, Sara Saltuk’u ejderha bunalttı, kılıcını unuttu, tez imdadına yetiş, kılıcını hatırlat. Hızır, hemen kalk­tı, Kalıgra’ya vardı, mızrağıyle ejderhaya vurdu, mızrak, ejderhayı del­di, öte yanındaki kılıca dokundu. Ondan sonra Sam Saltuk’a, ey gerçek er dedi, yanındaki kılıcı çekip başını kessene.- Sara Saltuk, hey Hı­zır’ım dedi, çağırdığım erenler hakkı için kılıcım hatınımdan çıkmış, yoksa sana zahmet edip çağırmazdım. Tahta kılıcı çekip ejderhanın bi­rer birer yedi başını da kesti, Hızır’la vedalaşıp yola düştü. Hızır’ın izi, hala meydandadır.

Ulu Abdal’la Kiçi Abdal, kalenin kapısından dolanıp geldiler. Ej­derhanın Öldürüldüğünü gördüler, Sara Saltuk’la buluşunca, gazi mü­barek olsun dediler. Sonra hep beraber kaleden çıkıp yola düştüler. Sa­ra Saltuk, ejderha savaşında pek susadım dedi. Dört yana baktılar, su bulamadılar. Sara Saltuk, eliyle dört beş yeri kazdı, kazdığı yerlerden, bir değirmeni döndürecek kadar arıduru bir su çıktı, akmaya başladı. Sonra bir çoban buldular, onunla, kalenin beyine, ejderha öldürüldü diye haber saldılar. Kalenin beyi gelip ejderhanın öldüğünü gördü. Sa­ra Saltuk’a candan günülden muhip oldu ve imana geldi.

Sara Saltuk, o kavme birçok kerametler gösterdi. 0 il halkını mu­hip etti. Rum ülkesinde nice kerametleri görüldü. Yıllardan sonra Hün­kar’ı ziyarete de geldi. Fakat doğru rivayet şudur: Hünkar’ın ölümün­den sonra yıllar geçti, çelebiler zamanında Hacı Bektaş tekkesine gel­di, ziyaret etti, söyleyen öküzü kurban eyledi. Bu öküzün hikayesi de şudur:

Hünkar’ın tekkesindeki çiftlikte iki öküz vardı. Eçek ismindeki çiftçi, bu iki öküze öylesine hizmet ederdi ki dille tarif edilemez. Yer­lerini o kadar yumuşak bir hale getirdi ki kendisi soyunur, çırılçıplak yuvarlanır, bir yanına bir şey batarsa onu bulur, atardı. Yemlerini faz-. la verirdi. Günün birinde, çift sürerken kızdı, öküzün birini üvendirey­le dürttü, gövdesini kanattı. Öküz, Tanrı kudretiyle dile gelip Eçek de­di, evvelce hizmetimde kusur bulmazdın, beni hoş tutardın, bana hiz­met ederdin. Şimdi kocaldım, gücüm kuvvetim kalmadı, beni üvendi­reyle dürttün, kanattın. Yarın sabah Saru Saltuk, kırk abdalla gelir, be­ni kurban eder. Eçek, bu sözleri duyunca geldi, çelebilere anlattı.

Ertesi günü çelebilerle dervişler, Sara Saltuk’u, Aksaray yolundan karşılamaya çıktılar, bulamadılar, geri döndüler. Geriye gelince baktı­lar ki Sara Saltuk, Kırşehir’den, Çorlu yolundan gelmiş, tekkede otur­mada, rivayet ederler ki Sara Saltuk, Kırşehir’den, Çorlu yolundan Ka­raöyük deresine inince Akkubbe’ye karşı, yanındaki toplulukla oturdu. Dervişlerine çakıl toplatıp bir araya yığdırdı, bir öyük yaptırdı. Burada dedi, bizim bir nişanemiz olsun. 0 çakıl öyüğü, hala durur.

Sara Saltuk, çelebilerle, dervişlerle, görüştü, sonra o söyleyen ökü­zü kurban etti. Sam Saltuk’un belini bağladılar, kendisine icazet-name, çırağ, sofra, alem verdiler. Bir nice gün sonra izin alıp yerine gitti.

Ölürken, bana muhip olanlarınız birer tabut yaptırsın, koyup gitsin; birbirinizle çekişmeyin, ben, hepinizin tabutunda bulunurum diye va­siyet etti. Gerçekten de hepsi birer tabut alıp gitti ve Sara Saltuk, her tabutta göründü, hepsi de sevindi, neşelendi. Fakat kale sahibi beye, ben asıl senin tabutundayım demişti de bey, nereden bileyim deyince tabut içinden sana elimi sunarım buyurmuştu, ona da, bu kerameti gös­terdi; Tanrı gani gani rahmet etsin.


[1] ARAZ, Nezihe : Anadolu Evliyaları, s.28
[2] BİRDOĞAN, Nejat ; Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik, s.43
[3] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, cilt 1, s.659
[4] UZUNÇARŞILI, İsmail hakkı , Osmanlı tarihi cilt 1,s.545
[5] KÖPRÜLÜ, Fuat: Türk Edebiyatında İlk Mutassavvıflar
[6] KÖPRÜLÜ, Fuat ve TEVHİD, Ahmed’in RumSelçuklu Devletinin İnkirazı ile Teşekkül Eden Teaifi Mülük                        adlı yazısından aktaran Kemal Yüce, Saltıkname s.89
[7] YÜCE, Kemal; Saltukname, s.87
[8] Age.s.90
[9] İslam Ansiklopedisi, Sarı Saltuk Maddesi
[10] GÖLPINARLI, Abdulbaki, Yunus Emre’nin Hayatı, s.37,38
[11] TOGAN, Zeki Velidi : Umumi Türk Tarihine Giriş, c.1.s.257
[12] YÜCE, Kemal : Saltukname’de tarihi Dini ve Efsanevi Unsurlar, Kült.Bak.yay. s.110
[13]  Age.s.124
[14] Age.s.124
[15] AKALIN, Prof.Dr. Haluk Şükrü, Yayınlanmamış eseri, Bu bilgiler bizzat bana elden verildi( GÖ )