Gülağ ÖZ Gülağ ÖZ

gulagoz@gmail.com | Yazara E-Posta Gönder!

01 Aralık 2011 | Okunma : 586

Ali Özsoy Dede

OZANLIK GELENEĞİ İÇİNDE

ALİ ÖZSOY DEDE’NİN YERİ

 

 

Gülağ ÖZ

 

     Tarihimizde, edebiyatımızda, folklorumuzda ozanlık geleneğinin önemli bir yeri vardır. Göçebelikten yerleşik topluma geçen Türkler yine de eski geleneklerini bırakmadılar. Günümüz kentleşme olgusu, ozanın silahı olan sazı daha da güçlendirdi. Halk müziği, araştırmacı sanatçıların elinde toplumumuzda kendisini önemli bir yere koydu. Bugün sosyetik salonlarda bile halk müziği çalmaktadır.Bu ise şunu gösteriyor. Halk ozanlarının söyleyecekleri daha çok söz var.

     Ozan deyince özgür düşünen, düşündüklerini özgürce seslendiren kimseler akla geliyor. Tarih boyu ozanlar Türk toplumunun lokomotifi olmuştur. Geçmişe dayalı yazılı edebiyatın olmadığı Türk insanında,özellikle halk kesimlerinde ozanlık geleneği çok önem kazanmaktadır.Örneğin 13 ve 14.yüzyıla ilişkin halkın tarihinde Yunus’un,Aşık Paşa’nın,Kaygusuzun şiirlerinden başka neler gelmiştir günümüze.Halkın yaşamı özellikle Yunus Emre’de kendisini daha dahda açık şekilde göstermektedir.Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde özellikle halk ozanlık geleneğinin önemli bir yeri vardır.

 

   Ozanlık geleneği Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerinin halka yaptıkları baskı yüzünden hep tekke çevrelerinde oluşmuştur. Halkın kültürüne yabancı olan yönetimler kendi ana dillerini küçümsemiş, Arapları, İranlıların kültür ve dillerini benimsemişlerdir. Halkın kültürüne bile yaşama hakkı tanımayana hakim kadrolar onların kendi kültürlerine sıkı sıkıya bağlanmalarına neden olmuştur.

Kendisini özgür hissedemeyen ozanlar Bektaşi tekkelerini seçmişler ve o felsefeden , o mekandan beslenmişlerdir. Bektaşi tekkelerinde düşündüklerini özgürce söyleme ve yaratma imkanı bulmuşlardır. Ozanlık geleneğinin yaşam bulduğu mekanlar hep Bektaşi tekkeleridir. Tekkelerin ve Bektaşi toplumunun öncüsü olan dedeler ile halk ozanları arasında büyük bir etkileşim yaşanmıştır. Zaten dedelerin pek çoğu hem önderlik görevini yapar, hem de saz elinde deyişler söylerdi. O nedenle ozanların pek çoğu hem de ocakzadedir. Bu tekkelerin en büyük özelliklerinin başında kendi kültürlerini sahiplenme gelmektedir. Türkçenin en arı şekilde yaşaması, toplumlara ulaştırılması bu mekanlar aracılığıyla sağlanmaktaydı. O nedenle Bektaşi tekkeleri ozanlık geleneğiyle bütünlük içerisindeydi. Dede ve ozan ise burada oluşan felsefenin yayıcılarıdır.

 

Halk ozanlığı geleneği daha çok Türk toplumunun yaşattığı bir değer olagelmiştir. Eski Şamanlık kültüründen gelen, kam, bahşı, ozan gibi adlandırmalar Anadolu’da saz şairi, aşık gibi adlandırmalarla da söylenmektedir. Yalnız saz şairinin ozanlığı tanamladığı da bir gerçektir. Çünkü şiir yazan herkes saz çalamayabiliyor.

 

Bu yazımızda söz edeceğimiz Ali Özsoy Dede, ocakzade dedeliğiyle birlikte yüzlerce şiir yazan ve eline saz alan aşıklardan farklı bir ozandır.Ali Özsoy  dede  tekke-cem geleneğinin son temsilcilerinden birisidir.

 

Babadan gelme geleneksel cem dedeliğinden cumhuriyet geleneği içinde yer bulan Ali Özsoy Dede, 1908 yılında Aşık Veysel’in d doğum yeri olan Sivrialan köyünde doğdu. Ozan, Aşık Veysel’le çağdaştır. O’nu en yakın arkadaşlarından birisidir. Ancak Ali Özsoy’un dedelik mesleğiyle ilgili olması o doğrultuda eğitilmesi, Aşık Veysel’le şiir tarzlarının ayrı olmasını sağlamıştır. Ancak karşılıklı etkileşmeyi de düşünmemek kolay değildir.

 

Ali Özsoy, küçük yaşlarda babasıyla birlikt talipleri üzerine görgüye çıktı. Dolaştığı yerlerde cem törenlerine katıldı. Oralarda öğrendiği edep erkan kendisine bir disiplin verdi. Bu disiplin çerçevesinde deyiş ve duazların etkisiyle ilk şiirlerini yazmaya başladı. Babası tarafından öğrendiği Arap v Farsça’sını da geliştirdi. Okuduğu kitaplar Özsoy dedenin gelişmesinde etkili oldu.

 

Ali Özsoy Dede’nin sülalesine “Mollalar” denilmektedir. Bu ise eğitilmiş, öğrenim görenler anlamını taşıyor. Ozan kendi ailesini bir kitapta şöyle tanımlıyor “Erzincan Kemaliye kazası Ocak Köyü’nden gelmişiz. Dedemiz Hıdır Abdal’ın orada türbesi vardır. Hıdır Abdal, Hacı Bektaş Veli’nin arkadaşlarındandır. Aynı zamanda Karaca Ahmet’in oğludur. Karaca Ahmet atamız Horasan diyarındar gelmiştir.” Ozanın söylediklerine bakılacak olursu Ocak köyündeki tekke büyük bir okulmuş. Burada eğitim gören ozanlar, dedeler Anadolu’ya gönderilirlermiş, Osmanlı dönemi tekkelerinden Doğu Anadolu’da bulunan en büyük tekke Hıdır Abdal Tekkesi olduğu bilinmektedir.

Ali Özsoy Dede de babası gibi kendi köyünde bir zamanlar öğretmenlik yapmıştır. Köyün ve çevre köylerinin gençlerine hem yeni harflerde hem de eski harflerde Türkçe öğretmiştir. Ali Dede’den bugünlere kalan cönklerdeki şiirlerin büyük bir bölümü eski yazıyla yazılmıştır. Ali Dede’nin bugünlere kalan sandıklar dolusu kitaplar arasında el yazması eski tarih kitapları mevcuttur. Bu ise Dede’nin çok kitap okuduğunu, araştırdığını göstermektedir.

 

Ali Özsoy Dede’nin Anadolu’da her yörede mutlaka talipleri mevcuttur. Günlük mektupları dfedenin hakka yürümesiyle bile kendi adresine gelerek birikmiştir. O’nu taliplerine rastladığınızda söyledikleri sözlerin başında “Ali Dede gibi aydın dede bu memlekete az gelir” bu sözler sıkça duyulan sözcüklerdir. Ali Dede’nin yazdığı binlerce şiirleri hep gölgede kalmıştır. O’nun aydın kişiliği, bilgeliği, sözü dinlenirliği  ozanlığını hep geri planda göstermiştir.

 

Taliplerinin bulunduğu köylerden meslek sahibi olanlar çoğunluktadır. Yozgat ilinin merkez köylerinden Köçekömlü taliplerinden Albay Doktor İbrahim Zeren’in söylediği şu söz anlamlıdır. “ Köyde mal davar otlatırdım. Bütün arkadaşlarımız birlikte zamanımızın büyük bölümü dağlarda geçerdi. 0 zaman köylerden öğrenci topluyorlardı. Ali dedemiz bizim köye gelmiş babama demiş ki; şu çocukları okullu yap. Babam ise malımı davarımı kim otlatacak, ocağımız kör mü kalsın? Dede zorlamış; Dedenin zoruyla bizi okula gönderdi babam. Hatta o ara dedemiz köylülerimizden yirmi kişinin okullu olmasını sağlamıştır bu gün köyümüz yörede okur yazar ve meslek sahibi olması bakımından örnektir”

 

Ali Özsoy Dede eski söylemle iyi bir dede, yeni söylemiyle ise iyi bir Öğretmendi. Anadolu’da rastladığımız talipleri onunla ilgili çok iyi şeyler anlatırlar. “Dede dediğin Ali Dede gibi olur.” Sözleri her zaman rastlanan sözlerdir.

 

İyi Arapça-Farsça bilmesi onun Anadolu’nun dışında ilgi görmesine neden olmuştur.Suriye, Iran, Irak gibi ülkeleri olaşarak dini sohbetler yapıp cem toplamıştır.Onunla birlikte bu ülkelere giden Ali Özsoy Dede’nin zakirlerinden  Aşık Süleyman şunları söylüyor: “İranlı Ayetullahlarla bile kıyasıya tartıştı. İranlılar’ın Anadolu Aleviliğiyle benzeşmediğini ve Türklerin inançlarındaki tutarlılığı anlattı.”

 

Ali Özsoy Dede’yi yetiştiren çevre daha çok cem ortamıdır. Cemdeki zakirlerin dışında Hıdır Dede’nin derlemeleri çok işe yaramıştır. Hıdır Dede en güzel deyiş, semah ve duazları hem derleyip, hem de seslendirmiştir. Hıdır Dede, Ali Özsoy Dede ile amca çocuklarıdır. Aşık Veysel, Ali İzzet, Devrani, Aşık Hüseyin, Aziz Üstün’le olan birlikteliklerinin de etkisi büyüktür.

 

Cem çevresinde yetişmiş olması karşısında kendi anlayışında sürdürdüğü şiir tarzını üç biçimde geliştirmiştir. Birincisi tasavvuf ağırlıklı olan şiirler, ikincisi taşlama şiirler, üçüncüsü ise güzelleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirlerinde sade bir dil kullanır. Anlaşılmaz kelimeler bulunmaz. Hece vezniyle üç biçimde yazmıştır. Akıcı ve anlaşılır bir üslup kullanır. Şiirlerinde ağırlık sanat yerine içindeki mesajlardır. Bazan sert çıkışları olurken, bazan da güzellemelerdeki sadelik hakimdir. Elimizde bulunan şiirlerinden ancak elli kadarı kitapta yeralmıştır. 1991 yılında yayınlanan kitabı torunlarından araştırmacı-yazar Ali Yıldırım hazırlamıştır. “Ali Özsoy Dede, Görüşleri ve Şiirleri” adını taşıyan kitap 106 sayfadır. Kitabın ilk 49 sayfası ozanın görüşlerini içerir. Giriş bölümünde Rıza Yörükoğlu’nun 5 sayfalık kitapla ilgili değerlendirmesi yeralmaktadır. Ali Yıldırım kitabında yer alan şiirleri konularına göre yerleştirmiştir. Binin üzerinde şiiri bulunan Özsoy Dede’nin şiirleri yeni harflere çevrilip yayınlanmayı beklemektedir. Dede’nin şiirlerinde Türkçenin bütün zenginliklerini bulursunuz. 0 her zaman güzel ve sade Türkçe bir dili savunmuştur.

 

1991 yılında kitabı yayınlanan Ali Özsoy Dede 1992 yılında ani bir rahatsızlık sonucu hakka yürümüştür. Ankara Elmapınar köylüleri olan talipleri Dedelerinin ölümüne sahip çıkarak, hem köylerine, hem de mezarının üzerine türbe yaptılar. Her yıl mezarı başında yapılan anma toplantılarında nasıl da iyi bir iş yapıp Dedelerini kendi köylerine taşıdıklarının bilincine varmışlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KABEM ALİ’DİR

 

 

Taş duvara karşı ibadet etmem

Kıblem Muhammed  Kabe’m Ali’dir

Otuz iki farzdan bana laf etme

Kıblem Muhammed Kabe’m Ali’dir

 

 

Savm salat kendi özünü bilmek

Muhammed Ali’ye ikrarın vermek

Oniki imamlardan hem himmet almak

Kıblem Muhammed Kabe’m Ali’dir

 

 

İbadete vakit tayin etmedim

Kuru mescitlere ben hiç gitmedim

Hiçbir zaman hak yolundan geçmedim

Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali’dir

 

 

Ben orucum diye halkı üzmedim

Kimsenin hakkına gözüm dikmedim

İyi insan Olmaktan başka bilmedim

Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali’dir

 

 

Özsoy bu dünyaya geldin ademsin

Nene gerek onu bunu nidersin

Kimsenin hakkına elin değmesin

Kıblem Muhammed’dir Kabe’m Ali ‘dir

 

 

Taşlama:

 

BİR DİNİN MENSUBU

 

 

Tüm din mensupları bir millet olsa

Ara yerde senlik benlik yok olur

Ne Mıısevi ne İsevi olmazsa

Muhammed’e halifelik çok olur

 

 

Sentik benlik aramızdan kalkarsa

Bu ikilik insanlardan çıkarsa

Fesatlar da bu dünyadan giderse

Gerginlikler kavga dövüş yok olur

 

 

Ademliğe hizmet ederse fertler

Ortadan kalkarsa hep adavetler

Silahlar bıçaklar atılır toplar

Hidrojen atom bombası yok olur

 

 

 

 

İyi niyet insanlığın temeli

Herkes kazancını kendi yemeli

Dünyada eşitçi bir yol kurmalı

Mahkemeler cezaevi yok olur

 

 

Dünyada yaşayan bunca zevatlar

Gökte neler arar o asil zatlar

Camilerde olmaz bu kerametler

Çalışmakla çirkin huylar yok olur

 

 

Özsoy adavetler bizden çıkarsa

Din kavgası bu dünyadan kalkarsı

Ulu tanrı halimize bakarsa

Padişahlık hem krallık yok olur

 

 

 

SEHER YELİ SEVDİGİME SELAM ET

 

 

Bir mektup yazayım seher yeliyle

Acep sevdiğime varır mı ola

Halim arzedeyim gül yüzlü yare

Perişan halimi sorar mı ola

 

 

Seher yeli sevdiğime selam et

Mektubumu götür kendine ilet

Nice ben çekeyim böyle bir hasret

Derdi derunumdan bilir mi ola

 

 

Varınca yanına diz çöküp otur

Her bir ahvalımı sen dile getir

Mevlayı seversen sen selam götür

Hatırına düşer sorar mı ola

 

 

Özsoy yanar sevdiğinin narından

Terk eyleyip geçtim dünya yarından

N’olur seher yeli bildir halimden

Akıyor göz yaşım durur mu ola